Yıldırım Türker
Vicdani retçi Mehmet Bal'ın bambaşka bir suçtan hapis yatarken hayatını değiştirecek bir karşılaşmanın hikâyesini şöyle yazmışım. "Bir gün koğuşuna bir vicdani retçi geldi. O zamana dek tanıdığı kimseye benzemiyordu. Mehmet, koğuş mümessilliğini ciddiye alırdı. Yeni gelenleri korumaya çalışır, onların ezilmesine izin vermezdi. Yeni gelen tuhaf adamla uzun uzun tartışıp onu anlamaya çalıştı. Adam, asker kaçağı değildi. Askerlik yapmak istemediğini gerekçeleriyle açıklamış, başına gelecekleri de kabul etmişti. Hayır, silaha dokunmayacaktı. Hayır, askerlik eğitiminden geçmeyecekti. Hayır, bedeli hapis de olsa asker olmayacak, sayılı gündür geçer deyip katlanmayacak, inancını savunacaktı. Vicdandan, vicdanın kan kardeşi retten bahsediyordu. Bu en ağır sivil itaatsizlik eylemiyle savaşın, ölümün, emir alıp emir verme üstüne kurulu toplumsal ilişkilerin karşısına dikiliyordu. Kasırga karşısında bir saz kadar güçsüzdü. Ama öte yandan göz kamaştırıcı bir gücü vardı. Koruma altına almayı, geçiştirmeyi reddettiği hayatının kırılganlığından alıyordu bu gücü. Sorgulanması imkânsızlaştırılmış, tabular anası olarak göğsümüze çökmüş bir konuda akıllı olmayı bir yana bırakıp bize vicdanının uğultusunu dinletiyordu. Güvendiği büyükleri yoktu. Savaşın ve hayatın emir komuta zincirinin bir halkası olmayı reddeden bu adamın tahliye edildikten bir süre sonra yine hapishaneye kendi iradesiyle dönüşü inanılmazdı. Belki de Mehmet, adama o an inanmaya başladı. Vicdanın ne olduğunu ağrılarından biliyordu. Silahı, kanı, ölümü tanımış olmak elinden tuttu. Ölümle, silahla, savaşla yüzleşti. İlkgençliğinin yedi yılını geçirdiği hapishaneden çıktığında gücünü güçsüzlüğünden, bütünlüğünü paramparça hayatından aldığını bilen bir Mehmet Bal'dı."
Mehmet'in hikâyesindeki adam, Osman Murat Ülke'ydi. Yani Ossi. Hakkında çıkan AİHM kararıyla hepimizin karşısına bir kez daha dikilip gözlerimizin içine bakan vicdani retçi.
Osman Murat Ülke'yi, onun kadar cesur, onun kadar inançlı, onun kadar vicdanıyla malûl olamadığımız için görmezden geldik. Şimdi AİHM kararıyla hayatımızın başrollerinden birine soyunmuş bulunuyor ya, basının hemen her kesiminde bu konuda soğukkanlı bir söz söyleme ihtiyacı gözlemleniyor. Şimdiye dek bu konuda haber olabilecek, yorumlanabilecek, kamuoyunda tartışmaya açılacak bir yan göremeyen bir yığın gazetecinin Avrupa'nın parmağını takip edip vicdani ret uzmanı kesildiğini görmek ferahlatıcı bir gelişme. Evet, doğru. Böyle bir mesele var ve bu mesele sadece Osman Murat'ın, Mehmet Tarhan'ın ve bir grup arkadaşının meselesi değil. Maalesef bu konuda da taraf olmak zorunda kalacaksınız. Heves eder göründüğünüz demokrasi, insan hakları üstüne kurulu toplum düzeni, bunu gerektiriyor. Ülke'yi tanımaya başlamanın zamanıdır.
1985 yılına kadar Almanya'da yaşayan Ülke, 1983 yılında Savaş Karşıtları Derneği'ne üye oldu. 1993'ün kasım ayında kapanana dek derneği uluslararası toplantılarda temsil etti. 1994-1998 yılları arasında, bu derneğin ardından kurulan İzmir Savaş Karşıtları Derneği'nin başkanlığını üstlendi. Ağustos 1995'te askere çağrılan Ülke, bir basın toplantısı düzenleyip savaş karşıtı olduğunu açıkladı ve sülüsünü yaktı. Genelkurmay Askeri Mahkemesi, Ülke'yi 28 Ocak 1997'de altı ay hapis ve para cezasına mahkûm etti. Askeri Mahkeme, Ülke'nin asker kaçağı olduğunu da tespit ederek askere alınmasına karar verdi.
22 Kasım 1996'da Jandarma Komutanlığı'na bağlı 9. Birliğe gönderilen Ülke, burada askeri üniforma giymeyi reddetti. Mart 97 ile Kasım 98 döneminde 'emre itaatsizlik' suçundan sekiz kere mahkûm oldu. Bu dönemde iki kere de birliğine teslim olmadığı için asker kaçaklığından suçlu bulundu.
Osman Murat Ülke, toplam 701 gün hapiste kaldı. Hapiste değilken de arandığı için hayatını askıya almak zorunda bırakıldı. Evlenemedi. Beraberliğinden olan oğlunun kaydını üzerine alamadı.
Şimdi ne yapacağız?
Geçtiğimiz salı günü AİHM, kararını açıkladı. Türkiye, vicdani retçi Ülke'ye 10 bin avro manevi tazminat, 1000 avro da mahkeme gideri olmak üzere toplam 11 bin avro ödemeye mahkûm edildi. Kararı veren yargıçlar arasında Türkiyeli Rıza Türmen'i de görüyoruz.
Ülke, AİHM'ye 1997'de başvurmuş, başvurusu 1 Haziran 2004'te kabul edilmişti. Başvurusunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 'insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yasağı' (3.madde), 'özgürlük hakkı' (5. madde), 'özel yaşama saygı' (8. madde) ve 'örgütlenme özgürlüğü hakkı' (9. madde) ile ilgili düzenlemelerine dayanarak yapmıştı.
Hakkında çok sayıda dava açılan ve mahkûm edilen vicdani retçinin her mahkûm edilişinin ardından üniforma giymeyi reddettiğini hatırlatan AİHM, cezalarla sonuç alınamayacağını bile bile aynı işlemlerin sürdürüldüğünü, zorunlu olan askerlik hizmetini yerine getirmemekte direnmeyi sürdürdüğü takdirde retçinin ömrünün sonuna kadar hapsedilme uygulamasıyla karşı karşıya kalabileceğini hatırlatıyor. Vicdan ve dini sebeplerden üniforma giymek istemeyenlere yönelik verilen cezalarla ilgili Türk hukukunda özel bir düzenleme bulunmadığını kaydeden AİHM, bu konuda yürürlükte olan tek düzenlemenin, amirlerin emirlerine itaatsizliği genel biçimde cezalandıran Askeri Ceza Kanunu olduğunu bildiriyor. Bu hukuki çerçevenin, inanç nedeniyle askerliğin reddedilmesine dair durumları uygun şekilde düzenlemeye kazandırmak için yeterli olmadığına karar veren AİHM, günün koşullarına uygun olmayan bu genel askeri düzenleme nedeniyle Ülke'yi bitmek bilmez kovuşturmalar ve cezalar beklediğini belirtiyor. AİHM, çok sayıda davayı, bu davaların toplam etkilerini ve yaşam boyu takibe alınma tehlikesini, askerlik hizmetinin sağlanması hedefiyle orantısız buluyor. Mahkeme, uygulamaların, başvuru sahibinin entelektüel kişiliğini baskı altında tutmayı, onun içine korku salmayı, endişe ve aşağılanmaya açık tutmayı, direnişini ve iradesini kırmayı amaçladığına karar verdi. AİHM, kaçak yaşamaya zorlamanın ve hatta 'medeni ölüme' götürmenin, demokratik bir toplumdaki baskı rejimiyle bağdaşmadığını açıkladı. Uygulamaların alışıldık aşağılamayı geçtiğine de kanaat getiren AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin ilhal edildiğine karar verdi. Mahkemece Sözleşme'nin 5, 8 ve 9. maddeye aykırılık iddialarının görüşülmesine gerek olmadığına da karar verildi.
Şimdi, Askeri Ceza Kanunu'nun çok zorlanacağını söylemek müneccimlik mi olur? AİHM, açıkça, vicdani ret sorununun, askeri mevzuatla çözülemeyeceğini belirtiyor. Kaldı ki AİHM'nin bu kararı, diğer vicdani retçiler için emsal teşkil edecek. Mehmet Tarhan'ın avukatı Suna Coşkun, hatırlatıyor: "Türkiye Cumhuriyeti, vicdani reddi bir hak olarak tanıdı, ama bu hak toplumda somut yerini bulmayan bir haktı. Kimse yararlanamadı. Vicdani reddi askerliğini yapmış olanlar ve kadınlar savunduğunda işlem yapılmıyordu ama askerlik çağına gelmişler savunduğunda farklı ceza dayatmalarıyla karşılaşıyorlardı.
Emre itaatsizlik gibi. AİHM Türkiye'ye, 'tanıdığın hakkı iç hukukunda düzenlemek zorundasın; varolan ama kullandırmadığın hakkı mevzuatında düzenlemek zorundasın' diyor."
Çağdaş Hukukçular Derneği de ilk elde önerilerini sıralamış: "Türkiye, bir an evel vicdani ret hakkını tanımalı ve bu yönde yasal düzenleme yapmalı. Askeri mahkemelerde yargılanmakta olan asker kaçağı, bakaya, firar ve benzeri askeri yükümlülükten kaçınma ile ilgili kişilerin davaları derhal durdurulmalı; tutuklu ve hükümlü olanlar derhal serbest bırakılmalı. Mehmet Tarhan bir ilk olarak derhal ve koşulsuz serbest bırakılmalı. Askeri mahkemelerin görevi sadece askeri disiplin işleriyle sınırlandırılmalı. Sivil kişilerin ve sivil suçların askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilmeli. Askeri Ceza Kanunu değiştirilmeli ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer insan haklarına dair usul hükümleri bu mahkemelerde de eksiksiz uygulanmalı. Askeri cezaevleri kapatılmalı.Cumhuriyet savcıları, askeri yetkililerin konusu suç olan açıklamaları karşısında gerekli özeni göstererek soruşturma açmalı."
komplo olabilir.dediklerinize de bir ölçüde inanıyorum.Ancak sizi türk insanından ayıracak bir özelliğiniz olmadığı kanaatindeyim.Ancak emperyalist güçlerinden de bu ülkeden elde etmek istediklerini unutmamalıyız.Zira bu gibi fikirler genelde bu ülkeler aleyhinde çıkıyor.Ülkemizi korumak zorundayız.Ülke aleyhine bir sürü kampanya varken,Papa bir yandan dinimize küfreder derecede konuşurken ermeniler bir yandan bastırırken terör almış başını giderken,ülke insanının bilinçsiz kalması bizim cidden alehimize olur.Bi noktaya kadar haklısınız belki bilinçsizce yürütülen bazı kampanyalar var ancak şunu da unutmayalım bizim yaptığımız kampanyalar dış güçlerin yaptıklarının yanında devede kulak boyutunda...
öncelikle yazıya karşı verdiğiniz cevaptan dolayı teşekkür ederim.Ben bir alıntı yaptım yazan kişi de bir profesör bu konuda tam bir bilgim de yok.Birçok yerde böyle şeyler duyuyorum.Bunların coca cola yı karalama kampanyası olabilceği de muhtemel.Ancak gerçeklik payı da olabilir.Siz direkt turkuazın çıkarıldığı yeri gördünüz de mi böyle bir yorum yaptınız Yoksa başka bir nedenden dolayı mı.Bilgi verirseniz sevinirim.